Besin alımı: ÅžiÅŸman ve ÅŸiÅŸman olmayanların aralarında günlük enerji alımı bakımından bazen hiçbir fark bulunmayabilir. Ancak uyanık geçirilen saatler içinde besin alımının dağılımı farklıdır. ÅžiÅŸmanların sabah kahvaltılarında daha az, akÅŸam yemeklerinde ise daha fazla yedikleri gözlenmiÅŸtir. ÅžiÅŸmanların, günün geleneksel büyük öğünlerinde aldığı besin oranı daha yüksektir (öğle ve akÅŸam yemekleri). Kahvaltı ve akÅŸamüzeri çayla yenen besinlerin enerji deÄŸerleri vücut yapısı ile ters orantılıdır. Bunun sebebi de öğle ve akÅŸam yemekleri gibi geleneksel olarak daha fazla ve karmaşık olan öğünlerin fazla kilolu olanlarda, daha zayıflara göre çok fazla kalori içermesi, buna karşılık kahvaltı ve akÅŸamüzeri besinlerin zayıf kalorili olmasıdır. AkÅŸamları fazla yeme, sabahları iÅŸtahsızlık ile kendini gösteren bu sendrom (klinik belirtiler), besin alımındaki günlük ritm bozukluklarından da kaynaklanabilmektedir. Sabah kahvaltısında 2000 kcal’lik besin tüketilmesi halinde kilo verilirken, bunun akÅŸam üzeri yenmesi kilo almaya neden olabilmektedir. Kısaca ÅŸiÅŸmanlık, geceleyin baÅŸlayan dinlenme dönemlerinde yenen yemeklerden kaynaklanmaktadır.
Metabolizma ile ilgili bozukluk: ÅžiÅŸmanlatılmış deneklerde ulaşılan kilonun devam ettirilebilmesi için 2700 kcal/gün/m2 vücut düzeyine göre enerji alımı gerektiÄŸi tespit edilmiÅŸtir. KendiliÄŸinden oluÅŸan ÅŸiÅŸmanlıklarda ise, obezitenin (ÅŸiÅŸmanlığın) devamı için aynı rakam, 1100-1400 kcal/gün/m2 olarak hesaplanmıştır. Bu farklılığın, zayıflardaki “kaloriyi ısı ÅŸeklinde harcama” yeteneÄŸinden kaynaklandığı tahmin edilmektedir.
Hareketsizlik: Endüstrinin makineleşmesi, evlerde mekanik araçların çoğalması, araba kullanımının yaygınlaşması, enerji harcamasının azalmasına yol açmaktadır. Sosyal yaşamdaki bu değişmelere paralel olarak birey beslenme alışkanlıklarını değiştirmezse, pozitif enerji dengesinin bir sonucu olarak şişmanlık ortaya çıkmaktadır.
Cinsiyet: Şişmanlık her iki cins için de söz konusu olmakla birlikte, kadınlarda daha sıklıkla görülür.
Yaş: Şişmanlık, genellikle orta yaş hastalığı olarak kabul edilmektedir. Yaşla birlikte bazal metabolizma yavaşlar, enerji harcanması azalır, enerji alımı bunu dengelemezse yaş arttıkça vücut ağırlığı artar.
Psikolojik faktörler: Annenin ya da babanın ölmesi, ağır hastalık gibi stres durumlarında veya mental depresyonda (zihinsel çöküntü) şahısların büyük ölçüde kilo almalarına sık rasüanır. Burada yemek yeme bir çeşit gerilimden kurtulma çaresi olarak görülmektedir. Kaygıya karşı savunma aracına dönüşen yeme alışkanlığı, geceleri bile süren duraksız bir hal alabilmektedir.
Yanlış beslenme: Düşük kalorili diyetlerde sonuç kalıcı değildir. Çoğu durumda verildiğinden daha fazla kilo alınır. Başlangıç kilosuna dönüldüğünde bile kaslar azaldığından yağ yüzdesi ilkine nazaran çoğalır.
Az su içimi: Günlük su tüketimi azalırsa vücutta depolanan yağ miktarı artar. Sonuçta böbrekler fonksiyonlarını tam yerine getiremediği için yağları enerjiye çeviren karaciğer, böbreklerin işini üstlenince yağlar bedende depolanır. Yaktığınız her 100 kcal için bir litre su içiniz. Su kaybı, yaptığınız egzersizlerin niteliğine ve iklim şartlarına bağlı olarak artabilir.
Tiroid yetmezliÄŸi: Organizmanın termostatı sayılan tiroid, ürettiÄŸi enerjiyi vücuda yayar. “Hipotiroidi”, dokuların hormon gereksinimini karşılamakta tiroidin yetersiz kalması durumudur. Bu büyük enerji zinciri yavaÅŸlarsa organizma uykuya dalacağından kilo artımı kaçınılmaz olur. Beslenmede su yönünden zengin sebzeler seçilmeli, bol su içilmeli ve de ilaçların yardımı ile tiroid bezinin daha iyi çalışması saÄŸlanmalıdır.
Adet dönemleri: Bu dönem yaklaştıkça östrojen hormonunun artmasına progesteronun azalması eklenince kadında su toplaması kaçınılmaz olur. Bu dönemde beyindeki bazı merkezler harekete geçerek aşırı yeme hissini arttırır. Adet öncesi az kalorili ve dengeli rejim, adet sonrası su tutuculuğu yönünden zayıf besinlerden oluşan bir rejimin yapılması gerekir.
Doğum kontrol hapları: Doğum kontrol hapı kullanıyorsanız risk söz konusudur. Haplarda bulunan pro-gestatiflerin iştah açıcı özellikleri olması ve ilaçların içinde bulunan östrojen hormonunun vücutta su tutması kilo artımına neden olmaktadır. Kullanımlarının ilk 6 ayında 2 kg civarında bir artışa neden oldukları görülüyorsa da bu arüşm nedeni fazladan yağ toplanması değil, östrojen alımına bağlı olarak vücudun su tutma-sıdır. Eğer kilo alımı ağır ağır oluşuyorsa o zaman daha dikkatli olmak gerekir. Çünkü bu durumda proges-teron hormonunun etkilerine bağlı olarak bir yağ birikimi söz konusu olabilir. Bunu önlemek için tuzlu besinleri azaltıp bol su içmek gerekir.
Hamilelik dönemi: 9 aylık hamilelik boyunca hem kendisi, hem de bebeği için beslenen kadın, doğum sonrası kilolarını vermekte oldukça zorlanır. Bu dönemde kadının gereğinden fazla yemesinin nedeni iki kişilik yemek yemesi gerektiği inancıdır. Oysa bu son derece yanlıştır. Ekstra kaloriye ihtiyaç duyulan dönem, yalnızca hamileliğin son üç ayıdır. Bebek beklerken kilo almamak için, beslenmenin çok iyi kontrol edilmesi gerekir. Önceleri 1800 kalori ile başlayıp, hamileliğin son dönemlerinde 2100 kaloriye çıkan bir diyet uygulanırsa 9-12 kilo kadar alınır.
Menopoz: Menopoza giren kadının vücudunda östrojen azalır, progeste-ron ve testesteron hormonları artar. Bu durumda yağ yüzdesi çoğalır. Beslenme biçimi aynı kalsa da enerji tüketimi 400-500 kalori kadar azalır. Buna bağlı olarak hormon tedavisi uygulamayan kadınlarda kilo artışı görülür. Bazen bu tedaviyi uygulayan kadınlarda ilk üç ayda su tutma görülebilir. Egzersiz ve dengeli beslenme en iyi çözümdür.
Metabolizma: Metabolizmanın yavaş olması şişmanlığa etki eden olumsuz faktörlerin başında gelir. Hızlandırmak için en iyi çözüm, aerobik egzersizlerle kalp-damar sistemini güçlendirmektir. Ne kadar çok kaslanırsak o kadar hızlı metabolizmaya sahip oluruz.
Aşırı vitamin mineral tüketimi: Kalsiyum ve magnezyum, gereğinden fazla tüketilirse iştah açar. Bu da, kilo almada olumsuz etken olarak karşımıza çıkar. Vitaminlerin kalori değeri yoktur. Fakat vitamin hapları ince bir şeker tabakasıyla kaplandıklarında, birkaç kalori içerir. Başta A, B ve C vitaminleri olmak üzere yeterince vitamin alınmadığında iştahta azalma meydana gelir ve vitamin alınmaya başlaması ile birlikte iştah artışı olur. Ancak vitamin dengenizde bozukluk yoksa, ekstra vitamin almanızın iştahınıza hiçbir olumsuz etkisi olmaz.
Sinirsel ilaçlar: Eski tip antidepresan ilaçların kilo aldırma eğilimleri vardır.
Kortizonlar: Kortizon alımıyla birlikte, vücudun bazı bölgelerinde yağ toplanması ve vücutta su, tuz tutulmasına bağlı olarak ödemler oluşabilmektedir.
Dr. Haluk Saçaklı Obezite Uzmanı
__________________
Haziran 29th, 2010
Sağlık Yorum Yok
KaraciÄŸerin Temizlenmesi
Karaciğerin temizlenmesi işlemi öyle kolay elde edilen bir başarı değildir.
Bitkilerle, bitkisel yağlarla, bazı baharatarla,
Nöral Terapi tedavisiyle bu temizleme işlemi yavaş ve sabırla yapılması gereken pek çok faklı uygulamayı içerir.
Bazı sebze ve meyveler karaciğerin dostudur.
Bunların tüketilmelerinin arttırılması karaciğerin tekrar eski sağlığına kavuşmasında son derece önemli rol oynayabilir.
Ağır, tatlı ve yağlı gıdalar karaciğerin düşmanıdırlar.
Bal, baklava, börek, hamur işleri, yağlı kızartmalar gibi yemek yeme alışkanlıkları karaciğeri tahrip eden çalışmasını sürekli sabote eden yanlış uygulamalardır.
Haziran 29th, 2010
Sağlık Yorum Yok
Uzmanalr yılın her döneminde görülebilen burun kanamalarının, aşırı sıcak ve nemli havalarda daha sık görüldüğüne dikkat çekerek, ÅŸu uyarılarda bulundu…
Alman Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Tamer Haliloğlu, genellikle basit nedenlere bağlı olan ve yılın her döneminde görülebilen burun kanamalarının, aşırı sıcak ve nemli havalarda daha sık görüldüğüne dikkat çekerek, burun kanamaları ve burun kanamalarının pratik tedavi yöntemleri hakkında şu bilgileri verdi:
Sık rastlanan bir durum ama…
“Sık rastlanan bir durum olan burun kanamaları herkesin en az hayatında bir defa karşı karşıya kaldığı bir durumdur. Genellikle basit nedenlere baÄŸlı ve kolayca durdurulan bir durum olmasına raÄŸmen, bazen sebebi çok ciddi olup hayatı tehdit eden ÅŸiddette kanamalar meydana gelebilir. Åžiddetli kanamalarda mutlaka bir hekime baÅŸvurulmalıdır. Kanamaların sık görülme nedeni ise genellikle burnun içindeki yoÄŸun ve yüzeysel kılcal damarlara baÄŸlanmaktadır. Özellikle burun boÅŸluÄŸunu ikiye ayıran bölmenin ön kısmı, buruna gelen damarların birbiriyle birleÅŸtiÄŸi ve bu damarların oldukça yüzeysel olduÄŸu bir bölümdür. Çocuklarda bu kısım hiç bir etki olmadan bile kanayabilir. Burun boÅŸluÄŸunun her iki kenarında bulunan burun etleri (konka) damar açısından çok zengindir ve bazı kanamaların sebebidir. Sıcak ve nemli hava dolayısıyla ‘konka’da meydana gelen ÅŸiÅŸme ve büyüme bu damarların yırtılarak kanamasına neden olabilir.
Burun kanamasının nedenleri
Burun kanamasının nedenleri hem buruna ait sebeplere (lokal sebepler) hem de burun dışındaki problemlere (genel sebepler) bağlı olarak gelişmektedir. Bu sebepler şunlardır:
Lokal nedenler:
-Burun içi iltihapları
-Sinüzit
-Buruna gelen darbeler
-Çocukların burun karıştırmaları
-Buruna sokulan yabancı cisimler
-Burun içi ve sinüs tümörleri
-Burunda kemik eÄŸriliÄŸi (septum deviasyonu)
-Allerjik rinit
-Sıcak ve nemli hava
Genel nedenler:
-Hipertansiyon
-Kan Hastalıkları (Kanama-pıhtılaşma bozuklukları, lösemi vs.)
-Barsak Parazitleri
Öncelikle kanama durdurulmalı
Özellikle şiddetli burun kanamalarında öncelikli yapılması gereken şey, sebebine bakılmaksızın kanamanın durdurulmasıdır. Kanama durdurulduktan sonra sebebi konusunda bazı araştırmalar yapılmalıdır. Sebebin araştırılmasında ilk yapılması gereken hastanın muayenesidir ki, genellikle muayene ile sebep anlaşılır. Şüphelenilen sebebe göre tansiyon ölçülmesi, sinüzit filmlerinin çekilmesi, barsak paraziti araştırılması, kanama-pıhtılaşma testleri, kan hastalıkları ile ilgili testlerin ve tetkiklerin yapılması da kanamanın sebebi konusunda bizleri aydınlatır.
Kanamalarda izlenen yöntemler
Birçok burun kanaması kendiliğinden ya da hastanın burun ucunu tutması ve soğuk uygulaması ile durdurulabilmektedir. Ancak bu yöntemlerle durmayan kanamalar doktor müdahalesini gerekli kılmaktadır. Kanamayı durdurmak için yapılabilecek bazı müdahaleler şunlardır:
-Damarın yakılması
-Tampon konulması
-Damarların bağlanması
Evde kanama nasıl durdurulur?
Hastanın kendi uyguladığı yöntemlerle de burun kanamalarının evde durdurulması mümkündür. Hastanın ilk yapması gereken ÅŸey, burun ucunu sıkıca tutarak başın öne doÄŸru eÄŸilmesidir. EÄŸer baÅŸ arkaya doÄŸru eÄŸilirse kanın genizden boÄŸaza gitme ihtimali artar. Burun üzerine soÄŸuk uygulaması da faydalıdır. Hatta, hasta burun ön kısmına tampon görevini üstlenecek bir gazlı bez de koyabilir. Ancak hastanın kendi uyguladığı yöntemler kanamayı durdursa da mutlaka uygun zamanda bir Kulak Burun BoÄŸaz Hastalıkları uzmanına muayene olmalıdır.”
Haziran 29th, 2010
Sağlık Yorum Yok
kalp damarı tıkalı olanlar ahmet maranki alıç tavsiye ediyor ve ekliyor ”alıç insan neslini kurtaracak bir bitki”. bu sözleri ile doÄŸanın insanların saÄŸlığı için aslında herÅŸeyi bünyesinde yetiÅŸtirdiÄŸini birkez daha anımsıyoruz.
-haziran -temmuz aylarında çiçekleriniden ve yapraklarından toplayıngölgede kurutun.
- eylül ayında meyvelerini toplayın ve gölgede kurutun.
-eğer böyle bir imkanınız yoksa aktarlarda da temin edebilirsiniz.
şimdi gelelim alıç çayının yapılışına :
bir bardak sıcak suyun içine 1′er çay kaşığı çiçiÄŸindeyaprağından ve alıçlardan koyun ve birkaç dakika demlendirin.sabah akÅŸam bu çaydan için.
-hiçbir yan etkisi olmayan bu çay bütün kalple ilgili sorunlarabiöbrek rahatsızlıklarına ve tansiyona karşı çok şifalıdır
Haziran 29th, 2010
Sağlık Yorum Yok
Bir çok insan, hayatının bir döneminde migren ağrısını çekmiştir. Migren ağrısı, başka ağrılara benzemez. Başınız o kadar çok ağrır ki, kafanızı vücudunuzdan koparıp atmak istersiniz.
İşte migren ağrısına iyi gelen bitkisel kür:
5-6 gram kurutulmuş aslanpençesi bitkisini kaynamakta olan 2 buçuk su bardağı suyun içersine bırakınız. 2-3 dakika arslanpençesi suyun içinde kaynasın.
Aslanpençesi 2 dakika kaynadıktan sonra bu bitkinin, suyun içersinde 10-15 dakika demlenmesini bekleyin ve ardından süzün. Karışımı süzdükten sonra bu kürü kullanabilirsiniz.
1 ay boyunca bu kürü 1 gün içip bir gün içmeyin. 30 gün tamamlandıktan sonra kürü kullanmaya 15 gün ara verin. 15 gün dolduktan sonra haftada 2 kez birer bardak için ve bu işlemi 6 ay kadar devam ettiriniz.
Not: Yukarıda verilen formül kesinlikle tedavi amaçlı değildir. Öncelikle doktorunuzun size verdiği tavsiyelere uyunuz. Bu kür tamamen tedaviyi destekleyici nitelikte bir formüldür.
Haziran 29th, 2010
Sağlık Yorum Yok
Akut Solunum Yolları Enfeksiyonu
Bebek ve çocukların hastalanma ve ölümlerine neden olan Akut Solunum Yolu Enfeksiyonları (ASYE), virüs ve bakterilerin bulaşmasıyla bebeği tehdit ediyor. Düşük doğum ağırlıklı olarak doğmalarının önlenmesi, yenidoğan bakımının iyileştirilmesi, bebeklerin anne sütüyle beslenmelerinin sağlanması, aşıyla korunabilir hastalıklara karşı aşılama programının eksiksiz uygulanması, ev ve çevre koşullarının iyileştirilmesi, kronik hastalıkların uygun şekilde takip ve tedavisi hastalığın görülme riskini azaltır.
Sıklıkla virüs ve bakterilerin neden olduğu akut solunum yolu enfeksiyonları, çok çeşitli klinik tablolar şeklinde ortaya çıkar. Bu enfeksiyonlardan zatürre, özellikle bebeklik ve çocukluk dönemindeki hastalıkların, ölümlerin en sık nedenini oluşturur.
Türkiye’de bebek ve çocuk ölümleri içerisinde önemli yer alan Akut Solunum Yolu Enfeksiyonlarına baÄŸlı ölümlerin ve hastalıkların azaltılması amacıyla SaÄŸlık Bakanlığı Ana Çocuk SaÄŸlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü tarafından ‘Akut Solunum Yolu Enfeksiyonlarının Kontrolü Programı’nın 1988 yılından bu yana uygulanmaktadır.
Çocuklarda Solunum Yolu Enfeksiyonlarının Risk Faktörleri Nelerdir?
Beslenme bozukluğu olan çocuklarda vücudun savunma sistemi bozulduğu için basit bir
soğuk algınlığı kolayca zatürreye dönüşmektedir.
Erken doğan veya düşük doğum ağırlıklı bebeklerde zatürre nedeniyle olan ölümler daha fazla görülmektedir.
Sigara kullanan ailelerin çocuklarının kullanmayan ailelerin çocuklarına göre 2 kat daha fazla solunum yolu enfeksiyonlarına yakalandıkları görülmektedir.
Hava kirliliğininde solunum enfeksiyonları riskini attırdığı tespit edilmiştir.
Solunum Yolu Enfeksiyonları Nasıl Bulaşır? Belirtileri Nelerdir?
Akut solunum yolu enfeksiyonlarında bulaşmanın genellikle hava yolu ve tükürük damlacıklarıdır. "Hastalık yerleştiğinde, özellikle zatürrede öksürük, ateş, hızlı solunum, göğüs kafesinde çekilme, burun kanadının solunuma iştirak etmesi, inlemeli-hırıltılı solunum, küçük çocuklarda beslenememe, büyük çocuklarda iştah azlığı görülmektedir.
Bebek ve Çocuklarda Solunum Hastalıkları Nasıl fark edilir?
Çocuğun ateşi varsa, sık nefes alıp veriyorsa, nefes alırken göğüs kafesinde çekilmeler oluyorsa, sıvı gıdaları alamıyor ve öksürüğü devam ediyorsa, hiç vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna götürülmeli ve tedaviye başlanmalıdır.
Akut solunum yolu enfeksiyonları sırasında beslenme sürdürülmeli, çocuğun iştahı az olduğu için sık sık ve az az yedirilmelidir. Çocuğun burun tıkanıklığı varsa ve bu durum beslenmesini engelliyorsa burun temizlenmeli, bol su ve sıvı gıdalar verilmelidir.
Solunum Yolu Hastalığı Olan Bebeklerin Ev Koşulları Nasıl Olmalıdır?
Hastalığı sırasında çocuğun beslenmesi sürdürülmeli, hastalık sonrası kaybettiği kilosunu alması için fazladan bir öğün daha yemek verilmelidir. Bu ek öğün çocuk eski ağırlığına ulaşana kadar sürdürülmelidir.
Hastalık sırasında iştah kaybolur. Çocuğa sık sık ve az az yemek yedirilmelidir.Ateşi varsa düşürülür, bu çocuğun yemek yemesinde yardımcı bir faktördür.
Burun tıkalı ise eczaneden serum fizyolojik alınarak çocuk yatar durumdayken her iki burun deliğine birer damlalık dolusu damlatılmalı, sonra çocuk kaldırılarak yumuşak bir mendille temizlenmelidir.
İçinde tıbbi madde bulunan burun damlaları, zararlı olabileceği için kullanılmamalıdır. Serum fizyolojiğin olmadığı durumlarda yarım litre kaynatılmış soğutulmuş suya bir çay kaşığı tuz konarak karıştırılıp çocuğun burnuna damlatılabilir.
Çocuğun uyuduğu odanın havası çok kuru ise burnu tıkanabilir. Soba veya kaloriferin üzerine üstü açık geniş bir kap içinde su konularak ve sürekli nem yapması sağlanmalıdır.
Hastalıkta, özellikle ateş varken vücuttan sıvı kaybı çok artar. Bunu önlemek için sadece anne sütü alan bebeklerde emzirme sıklaştırılmalıdır.
Çocuk sadece anne sütü almıyorsa ek olarak, temiz içme suyu, diğer sıvılar, meyve suları , süt verilmelidir. Boğaz ağrısı ve öksürük evde hazırlanan şekerli çay, ıhlamur gibi bazı içeceklerle azaltılıp düzeltilebilir.
Eğer çocukta solunum sırasında zorlanma, hızlı solunum ( anne bir kez nefes alıp verirken çocuğun iki veya daha fazla nefes alıp vermesi), sıvı gıdaları içememe,durumunda kötüleşme olursa hemen bir sağlık kuruluşuna götürülmelidir.
Ayrıca bebeğin uyuduğu odaların iyi havalandırılması korunma açısından çok önemlidir.
Solunum yolu enfeksiyonlarında sigara dumanı riski artıracağı ve hasta çocuklarda iyileşmeyi geciktireceği için çocukların olduğu ortamlarda sigara içilmemelidir.
Ayrıca sigaranın gebelikte kullanımı bebeğin küçük veya düşük kilolu doğma olasılığını artıracağından çocukların akut solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma riskini artırır. Bebekler ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmeli, 6. Aydan sonra anne sütüne devam edilerek zamanında ve uygun ek gıdalara başlanılmalı, yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmelidir.
Haziran 29th, 2010
Sağlık Yorum Yok
Konya Veremle Savaş Derneği Başkanı Dr. Sabahattin Yücetaş, veremin (tüberküloz) tehlike olmaktan çıktığını ancak hastaların tedaviyi yarıda bırakması nedeniyle son dönemde vakalara, eskisine göre biraz daha fazla oranda rastladıklarını söyledi.
KONYA – YücetaÅŸ, dünya nüfusunun yaklaşık 3′te birinin tüberküloz mikrobuyla enfekte olduÄŸunu, bu insanların yüzde 10′unun yaÅŸamlarının bir döneminde vereme yakalandıklarını belirtti.
Dünyada her yıl tahminen 9 milyon kiÅŸinin verem hastalığına yakalandığını, veremden her yıl 1.7 milyon insanın öldüğü ifade eden YücetaÅŸ, verem vakalarının çoÄŸunluÄŸunun Asya, Afrika ve Latin Amerika’da görüldüğünü dile getirdi.
2007 yılında Verem SavaÅŸ Dispanserlerinde kayıtlı yaklaşık 19 bin 700 hasta bulunduÄŸunu, bu hastaların yüzde 63′ünün erkek, yüzde 37′sinin kadın olduÄŸunu anlatan YücetaÅŸ, ‘Verem, verem mikrobuyla hasta kiÅŸilerden bulaşır. Tedavi edilmeyen her hasta mikrobu 10-15 kiÅŸiye bulaÅŸtırabilir’ dedi.
Yücetaş, belirtileri halsizlik, gece terlemesi, iştahsızlık, nedeni anlaşılamayan kilo kaybı ve 3 haftadan uzun süren öksürük olan verimin, teşhis ve tedavisinin ücretsiz yapıldığını vurguladı.
-SON DÖNEMDE ARTIŞ-
Veremin, ülkemizde yürütülen kampanyalar ve etkin mücadele sayesinde tehlike olmaktan çıktını belirten Dr. Yücetaş, şunları kaydetti:
‘Ancak hastaların tedaviyi yarıda bırakması nedeniyle son dönemde vakalara eskisine göre biraz daha fazla oranda rastlar olduk. ‘ben iyi oldum’ deyip tedaviyi yarıda bırakan kiÅŸi, 6 ay sonra yeniden hasta olmaktadır. İkinci neden ise veremli hastaların hastalıklarını öğrenene kadar saÄŸlıklı insanlarla bir arada yaÅŸamalarıdır. Bu durum verem mikrobunun daha çok kiÅŸiye bulaÅŸmasına neden olmaktadır. SaÄŸlık Bakanlığı, bu nedenle evde hasta takip sistemini geliÅŸtirdi. Ancak verem ÅŸuan korkulacak oranda deÄŸil.’
Haziran 29th, 2010
Sağlık Yorum Yok